Günümüzde Kime “Türk” Deniyor ?


Merhum Timurtaş Uçar Hoca bir sohbetinde bildirdiğine göre; Almanya´da yayınlanan “Der Spiegel” adlı mecmuada aşağıda ki haber yer almaktadır. Hoca efendiye bu bilgiler 1977 yılında Almanya´da bir gurbetçi kardeşimiz tarafından sunulmuştur.

“Der Spiegel” mecmuası dünyada ki milletlerin bağlı oldukları hukuki kanunlar yönünden açıklamalarını yaparken, şu anda yaşayan türklerin tariflerini de aşağıda ki şekilde ifade etmiştir.

“Yürürlükte olan kanunlar bakımından Türk demek;

1. İsviçre´den alınan adına medeni denen kanunlara göre; doğan, büyüyen, evlenen,

2. İtalya´dan alınan ceza kanunlarına göre; sorgulanan, yargılanan, cezalanan,

3. Almanya´dan alınan ticaret kanunlarına göre; alışverişini düzenleyen,

4. Fransa´dan alınan eğitim kanunlarına göre; tahsilini ve terbiyesini gören,

5. Amerika´dan alınan askeri kanunlara göre; askerlik görevini yerine getiren,

6. İslam´dan alınan kanunlara göre mezara gömülen köksüz insan demektir”

Bu bilgileri merhum hoca efendinin “Kadir Gecesi” sohbetinin 56. dakikasında dinleyebilirsiniz. İndirmek için altta ki linke tıklayın:

Kadir Gecesi – Timurtaş Uçar Hoca


2 Yanıt to “Günümüzde Kime “Türk” Deniyor ?”

  1. bana göre bu tamamen sacma asıl türk vatanını ve mılletını sonu kadar ne olursa olsun terk etmeyendir

  2. “vatanını terk etmemek” ifâdesi nasıl olup da “asıl türk” için bir kıstas kabul edilebilir?

    Mesela, yeni ülkeler, yeni beldeler, yeni şehirler fethetmek için gündüz oturmadan, gece uyumadan çalışan ve 3 kıt’ya seferler yapan şanlı ecdâdımız, bu ifâdenin neresine sığdırılacak?

    koltuk sevdası bir insanı o yerde herşeye rağmen oturtur!

    Din-i Mübin-i islâm’da ise, bütün yeryüzü müslüman için mescid kılınmıştır. Bütün dünya abbimizindir. Harita üzerinde parsel-parsel bölüp, dünya menfaati açısından milletleri ve halkları ırklarına göre ayırmak ve böl-parçala-yönet taktiğine uygun h3ale getirmek İslâm’a tamâmen zıddır!

    İslâm, insanları ehl-i imân ve ehl-i küfür olarak ikiye ayırır. Üzerinde insanların yaşadığı kıt’aları ve adaları ise, İslâm Devleti : dâr’ül islam ve dâr’ül harb olarak iki kısımda ele alır. Dâr’ül islâm olan kısım’da, kâinatı ve bütün mahlukatı yaratan Allahü Teala’nın koyduğu hükümler yürürlükte olur ve anayasa Kur’ân-ı Kerim’dir. İnsan modeli de Rasulullah sav’dir.

    Dâr’ül harb veya dâr’ül küfür denilen topraklar da ise, YARADAN ve YÖNETEN uyumsuzluğu bulunur. Allah’ın yarattığı insanı, sefil ve âciz kullar yönetmeye kalkışırlar! Allah’ın yarattığı canlıları ve tabiatı, paragöz patronlar ve faizci bankerler yönetmek isterler!

    Buna kısaca ŞİRK diyebiliriz!

    İslâm Devleti’nin birinci vazifelerinden birisi de,(aynen OSMANLILAR’ın yaptığı gibi) dâr’ül islam topraklarında yaşayan müslüman halkların maddi ve manevi güçlerini bir merkezde toplayıp, tek ekden sevk ve idare ederek, ortak gâye uğrunda deferber etmektir. Böylece ortaya “kâfirlerle cihâd etmek” ve “dünyaya Allah’ın rejimini hâkim kılmak” anlayışı konulmuş olur.

    Birlik ve beraberlikten uzak, Şeriat ve sünnet’ten bî-haber, alman, ingiliz, fransız ve amerikandüzmece yasa ve kanunları ile yönetilmeye alışmış ve bunu da bir “çağdaşlık göstergesi” zanneden câhil ve gâfil müslüman halklar ve idârecileri için bugün, az önce bahsettiğimiz şekilde bir İSLAM DEVLETİ’nden bahsetmek elbette ve asla mümkün değildir.

    Devrimizin (batılı ateist felsefeciler tarafından oluşturulmuş fikir akımları doğrultusunda yetiştirilmiş bulunan) sömürge-beyinli müslümanları, maalesef, Kur’ân’a ve Sünnet’e TAM ittiba’ etmedikçe, asla ve kat’a iflah olamaz, felah bulamazlar, vesselam..

Yorum Yapın